Türkiye’ye yönelik düzensiz Afgan göçleri yeni bir krize mi işaret ediyor?

Haber7 / Seda Vurucu

ABD’nin 20 yıl sonunda Afgan topraklarından çekilmesiyle birlikte, istikrarsızlığın baş göstereceği; Taliban ve Afgan güvenlik güçleri arasındaki çekişmenin ülkeyi büyük bir iç savaşa götüreceği, beklentiler arasındaydı.

Zira ülkede ABD’nin geri çekildiği pek çok vilayet, Taliban’ın kontrolüne geçti ve bu durumun en büyük zararını yine Afgan halkı gördü.  

AFGAN GÖÇ KORİDORU: ÖNCE İRAN SONRA TÜRKİYE 

Ülkenin istikrarsızlığı nedeniyle pek çok Afgan, son yıllarda önce İran’aoradan Türkiye’ye göç ediyor. 

Göçmenlerin kimi Avrupa ülkelerine geçme hayaliyle bu yolculuğa çıkarken kimiyse Türkiye sınırları içinde kalıyor. 

Peki, Türkiye Afganların düzensiz göçleri karşısında ne yapmalı, ne tür tedbirler almalı? Suriyeli göçmenlerin ardından Afgan göçmenlerin sayısının artması, ülke açısından ne gibi riskler oluşturuyor? Afganistan’da Batı’nın sebep olduğu krizin faturasını, Türkiye mi ödeyecek? 

Bu soruların cevabını Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar, İbn Haldun Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Talha Köse ve Terör ve Güvenlik Uzmanı İbrahim Keleş’ten aldık.

“SORUNUN ÖNCE KENDİ COĞRAFYASINDA ÇÖZÜLMESİ GEREKİYOR” 

Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar, Afgan göçlerine ilişkin en büyük riskin, olaya müdahale etmede yetersiz kalmak olduğuna işaret ederek, bu sorunun önce Afganistan topraklarında çözülmesi gerektiğine dikkat çekti: 

“Buradaki en büyük risk, bence olaya müdahale etmede yetersiz kalmamız olur. Öncelikle Suriye ya da Irak gibi sınırdaş değil. Kurabileceğiniz bir güvenli bölge ya da bir başka sınır ötesi alan yok.

Milyonlarca insan Afganistan’dan Türkiye’ye doğru yürümeye başlasa Türkiye’nin yapabileceği hiçbir şey yok. Böyle bir temel sorun var. O nedenle Afganistan’ın istikrarına Afganistan’dan etki ya da müdahale son derece önemli. Soruna müdahil sınırdaş ülkelerle ya da küresellerle iş birliği ya da ortak etki de. 

Bir diğer tarafıyla büyük bir insani dram var işin içerisinde. Aşağı tükürseniz sakal yukarı tükürseniz bıyık durumu söz konusu. Sonuçta gelenler insan. Önceden gelenler, Taliban’ın ve IŞİD’in baskısından kaçan Şii mezhebine mensup insanlardı. Ama şimdi bu gelenlerin büyük çoğunluğu Türk soylular ve Sünniler.  

Bir başka tarafıyla da sorunun öncelikle kendi coğrafyasında çözülmesi için elde yeterli argüman ve araç yok.” 

“SON 3 YILDA GÖÇ EDEN AFGAN SAYISI SURİYELİLERDEN FAZLA” 

Afganların Türkiye’ye yönelik göçlerinin son üç yılda arttığına değinen Abdullah Ağar, bu rakamın artıp artmaması konusunda belirleyici rolün Taliban’ın tutumu olacağına işaret etti: 

“Bir diğer tarafıyla da sorunun sağduyu çerçevesinde çözülmesi gerekiyor ama Türk toplumu çok kırılganlaşmış durumda. Birtakım asparagas haberler, spekülasyonlar, komplo teorileri almış başını gitmiş ve bu kırılganlığı besliyor. Böyle de bir başka durum var. Konu hakkında doğru muhakeme için gerekli olan bilgi eksikliği ile yanlış yönlendirmeye açık bilgi kirliliği çok yüksek. Bunların da tehlikeli olduğunu düşünüyorum açıkçası.   

Üç yıldır Türkiye böyle bir sorunla karşı karşıya. Bugün yeni ortaya çıkan bir durum değil bu. 

Üç yıldır Türkiye’ye en çok kontrolsüz göç Afganlar tarafından gerçekleştirildi. 372 bin. Bu açıdan bakıldığında son üç yılda Suriyelilerden bile daha fazla.  

Yabancı kaynaklarda günde 500 ila 2 bin civarında kontrolsüz göçmenin Türkiye sınırlarından geçmeye çalıştığı ifade ediliyor. Bir başka kaynakta Taliban baskısını arttığı bu süreçte ülkeden haftada 30 bin Afgan’ın çıktığı ifade ediliyor.  

Konuyla ilgili bir diğer veri de; çatışmalarla birlikte Afganistan içerisinde hareketlenen 300 bin civarında insan var. Taliban’ın ele geçirdiği bölgelerden, merkezi hükümet kontrolündeki bölgelere kaçmışlar.  

Bu rakamlar büyür mü? İşte sorunun bam teli burası. Çünkü bu tamamen Taliban’ın ortaya koyacağı tutuma bağlı.  

Bu rakamlar ya da sorun sadece Amerikalılara angaje çalışmış olan insanlarla ilgili değil. Onların sayısı 55 bin seviyesinde. Yani 10-13 bin kendileri, aileleri ile beraber 50-55 bin gibi bir rakam var, Onlar Taliban’dan kaçması sağlam gerekçesi olanlar. Ama büyük sorunun yanında küçük bir parçalar. Asıl sorun Taliban etkisiyle hareketlenebilecek milyonlar. Ülke içinde yaşayabilecekleri bir alan kalmazsa, civardaki ülkeleri istikrarsızlaştıracaklar ve Türkiye’de bundan payını alacak.   

Şu ana kadar kendi ülkelerinde 300 bin insanın hareketlenmesi tehdidi tanımlamakta bize yardımcı oluyor. Bir diğer parametre de etkisi altına giren alanlarda kalan insanlara Taliban’ın yaklaşımı. Sorunu çözmek için buralardan etki ortaya koymak gerektiğini düşünüyorum. Düzensiz göç, adı üstünde, başlamışsa düzensizlik ve istikrarsızlık üretir ve büyük kitle hareketlenmeden etki üretmek gerekiyor.  

Yani aslında büyük bir zamanla yarış var ve konuyla ilgili zamanın boşa akmaması, geç olmadan mutlaka bir şeyler yapılması gerekiyor.  

Yoksa Taliban’ın ortaya koymuş olduğu etki inisiyatif eksikliğinde şekillenirse belirsizlik ve tehdit büyüyebilir. Ne olur bilinmez. Kontrolsüz bir şekilde hiçbir şey olmaya da bilir, milyonlar da göç edebilir.” 

“İRAN SON DERECE KURNAZ BİR ŞEKİLDE TÜRKİYE YOLUNU AÇIYOR” 

Afgan göçlerini tetikleyen unsurların başında Taliban ve İran’ın geldiğine değinen Abdullah Ağar, bu konuda şunları söyledi: 

“Taliban şimdi ele geçirmiş olduğu alanlardaki ahaliye karşı bir intikamcı, baskı, şiddet veya radikal uygulamalar ortaya koyarsa çok büyük kitlelerin hareketleneceğini öngörmek zorundayız. Kaçabilecekleri çok farklı yerler var.

Öncelikli olarak merkezi hükümetin kuvvetli olduğu yerlere kaçacaklar ama oraları da baskı altına alırsa İran ve Pakistan’ın üstleneceği rol de önemli. Şu ana kadar en büyük Afgan göçü alan yer Pakistan. İran ise son derece kurnaz bir şekilde Türkiye yolunu açıyor. İşin en kötü taraflarından birisi de o.

Daha önce Afganistan’dan kaçan Şii Hazaraları kendi menfaatleri için kullanmıştı. Onlardan Fatimiyyun Tugayı başka çeşitli silahlı üniteler kurmuştu ve onları Irak’taki, Suriye’deki iç savaş ve güç mücadelelerinde kullandığı hatta Yemen’e bile gönderdiği konuşulmuştu.” 

“BU SOFRAYI ABD KURDU AMA TÜRKİYE KALDIRIYOR 

Afgan göçmenler açısından Türkiye, yaşamlarını sürdürebilecekleri bir ülke olabileceği gibi Avrupa’ya geçiş güzergâhı olacak bir köprü manası da taşıyor. Abdullah Ağar, Türkiye’de kalmak isteyen Afgan göçmenlerin çoğunlukta olacağına şu sözlerle vurgu yapıyor: 

“Göçmenler arasında Türkiye’de kalmak isteyenlerin çoğunlukta olacağını düşünüyorum. Türkiye onlar açısından güvenli bir ülke. Sosyo-kültürel anlamda da kendilerini yakın hissettikleri bir ülke. Ama şöyle bir gerçek var, bu sorun ancak ABD ve Avrupa Birliği ile beraber çözülebilir. 

Ve ABD ile AB, konu ile ilgili üzerinde risk, baskı ya da fayda hissetmezse çözüme ortak olmaz. Hatta baskı, maniple ve kırılganlık aygıtı olarak kullanmaya dahi kalkabilir. 

“Sofrayı kim kurduysa o kaldırsın!” demek gerekiyor ama bu sofrayı ABD kurdu, ancak Türkiye’nin kaldırmak zorunda kaldığı, son derece can sıkıcı bir durum var. Bu, Türkiye’ye yapılan çok büyük bir haksızlık. 

Kabil Havalimanı ve jeopolitik fayda sorunun çözümünde anahtar rol oynayabilir. Çünkü Batı, bir şekilde Afganistan’da hala kalmak ve etki üretmek istiyor.”

 

“3,5 TRİLYON AVROLUK TEHDİDİ, 3,5 MİLYAR AVRO İLE TÜRKİYE’YE YIKMA EĞİLİMİNDELER” 

Batı ülkelerinin oluşacak riskleri önlemek amacıyla meseleyi Türkiye’ye yıkma eğiliminde olduklarına Abdullah Ağar şu sözlerle işaret etti: 

“İngiltere, NATO’nun Afganistan’da kalması yönünde çağrılar yaptı ama kimse İngiltere’yi dinlemedi. Almanya’nın Kunduz’da kampları vardı ama şimdi son derece rahat ve hoyrat. 

Kendileri için bir ironi yapayım: 3,5 trilyon avroluk bir tehdidi, 3,5 milyar avro vererek Türkiye’nin sırtına yıkma eğilimi içerisindeler. Bu da Türkiye’nin ekonomik anlamdaki hassasiyetlerini nasıl kullandıklarını gösteren son derece kurnaz bir siyasete ve stratejiye karşılık geliyor.  

Bu sorun Türkiye’nin sorunu değil, Suriye meselesinde de öyleydi. İstikrarsızlık yaratıyorlar, istikrarsızlığın teolojik ve jeopolitik kaymağını yiyorlar, karşılaştıkları demografik tehdidi de 3,5 milyar avroluk paketlerle Türkiye’ye yıkıyorlar.

Bu durumu eleştirebiliriz, çok kızgınız ve kırılganız ama bu sorunu çözmüyor. Gerçekler üzerinden meseleleri çözmek durumundayız. Bu noktada toplumsal bir sağduyuya da ihtiyaç var. Çünkü kırılganlıklarımız da, öfkelerimiz de kullanılıyor. Unutmayın lütfen, 4. nesil, asimetrik savaş bu. 

Üstüne salgının gölgesinde jeopolitik bir türbülansın içindeyiz. 

Öncelikli fikrim sorunun yerinde çözülmesi. Türkiye’nin bir şekilde Afganistan’daki meseleyi yerinde çözecek şekilde tedbirler geliştirmesi lazımBunun önemli bir adımı da atılmış durumda. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da şu an Pakistan’da konuyla ilgili görüşmeler yapıyor. Pakistan’ın Taliban üzerinde etkisi büyük. Ümit ederim ziyaretin olumlu sonuçları olur.”

“İRAN, TÜRKİYE’DE BASKI OLUŞTURMAK İÇİN GÖÇMENLERİ KULLANIYOR” 

Son dönemde Afganların Türkiye’ye yönelik göçlerinin yoğunlaştığı yönündeki görüntülere ve iddialara işaret eden İbn Haldun Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Doç. Dr. Talha Köse, olaya ilişkin verilerin henüz net olmadığına vurgu yaparak şunları söyledi: 

“Afganların Türkiye’ye göçü yeni başlamış bir şey değil. Yaklaşık üç dört senedir yoğun bir göç süreci yaşandı. Özellikle Avrupa’yla göç mutabakatının hemen ardından bu konudaki baskı da bir ölçüde arttı.  

Burada İran’ın rolü yadsınamaz. Malum orada da 3 milyona yakın Afgan mülteci var. Onları biraz Türkiye üzerinde baskı oluşturmak için de kullanıyorlar. Bir kısmını Suriye’ye taşıdı ve onları kendi istediği bölgede yerleştirdi, kendi parçası olarak kullandı.  

Suriye’ye gitmek istemeyen ve İran güdümünde savaşmak istemeyenleri de ülke dışına atmaya çalıştı, baskı oluşturdu ve göç konusunda biraz bunun da rolü var.  

Afganistan işgali, uzun yıllar İran’da bulunan Afganlar üzerinde baskı uyguladı. İran bu göçmenlerin bir kısmını Suriye’ye gönderdi; daha çok mezhepsel değişim ve dönüşüm için. Gitmek istemeyenler üzerinde de ülkeden çıkmaları yönünde baskı oluşturdu. Bunların bir kısmı da bundan dolayı Türkiye’ye geldiler.” 

“GERİYE DÖNMEYİ İSTEMEYECEK BİR KİTLE OLUŞACAK” 

ABD askerlerinin ülkeden çekilmesiyle Afgan göçlerinin artabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Talha Köse, bu durumun Türkiye’yi istikrarsızlaştırma konusunda potansiyel oluşturabileceğine işaret etti:

“Bence çok daha büyük bir sorunla da karşı karşıyayız. ABD, NATO tamamen çekildikten sonra ülke tamamen Taliban kontrolünde olacaksa bu sefer oradaki göç dalgası ciddi bir şekilde hızlanacak.  

 Geriye dönmeyi istemeyecek bir kitle de oluşacak. O yüzden burada da çok ciddi bir risk oluşuyor.  

Afganistan içerisinde, özellikle Taliban karşıtı olan kesimlerin güvenli bir şekilde hayatta kalabilecekleri adacıklar, bölgeler oluşmadığı sürece, Afganistan’da siyasi bir istikrar devam etmediği sürece, bu dalganın hızlanarak devam etmesi söz konusu olacak.” 

 

“GİTTİKLERİ ÜLKELERDE GÜVENLİĞİ TEHDİT ETME İHTİMALLERİ SÖZ KONUSU” 

Türkiye’de Suriyeli göçmen sayısı oldukça fazla olduğuna değinen Talha Köse, yeni göç dalgasının Türkiye’yi istikrarsızlaştırma potansiyeline ise şu sözlerle vurgu yaptı: 

“Afgan göçlerinin Türkiye’yi istikrarsızlaştırma potansiyeline ilişkin birkaç gerekçe var: 

Birincisi, bu insanlar askeri tecrübeye sahip insanlar. Yani sadece sivillerden oluşmuyorlar. Bir kısmı, Afganistan ordusu, Afganistan polisi, özel kuvvetler içerisinde yer almış insanlardan oluşuyor; sadece göç eden aileler değiller. Bunlar savaş tecrübesine sahip insanlar. Türkiye’de ya da gittikleri ülkelerde mafya haline dönüşme, güvenliği tehdit etme ihtimalleri söz konusu. Dolayısıyla böyle bir risk var.  

İkincisi, gittikleri ülkelere adaptasyon sorunları olacaktır. Ekonomik açıdan Türkiye’nin yaşadığı sıkıntılar var, bunların finansmanı zaten sorun olacaktır. Kültürel olarak da tehdit olacaklardır. Zaten Türkiye’de Suriyelilerle alakalı çok ciddi bir toplumsal baskı ve bu konuda hükümete yönelik bir eleştiri söz konusu. 

 Bütün bunlar, Avrupa’yla sınırlarımızın, Avrupa’yla ilişkilerimizin de olumsuz seyretmesine sebep olacaktır. Türkiye’deki sığınmacıların, mültecilerin, düzensiz göçmenlerin sayısı arttıkça Avrupa’nın Türkiye’ye karşı sınırları da artacaktır.   

Dolayısıyla Türkiye’deki sığınmacı statüsündeki geçici koruma altındaki kişilerin sayısı arttıkça Avrupa’yla ilişkilerimiz olumsuz etkilenebilir; bize karşı daha korumacı davranabilirler. Bunu da etkileyecek çok ciddi bir risk söz konusu.” 

 

“EN UFAK ZAFİYET, TÜRKİYE’Yİ GEÇİŞ YOLU HALİNE ÇEVİREBİLİR” 

Afgan göçlerine yönelik Türkiye’nin alabileceği önlemler konusunda Talha Köse, şu hususlara işaret etti: 

“Önümüzdeki günlerde yaşanacak dönüşümler yakından takip edilmeli. Türkiye’nin bu konuda göstereceği en ufak bir zafiyet, Türkiye’yi bir geçiş yolu haline çevirebilir.  

Bunların bir kısmının Avrupa’ya gitmeyip, başka yerlere gitmek isteyip istemediğini bilmiyoruz ama geçici olarak da olsa burada kalıyorlar. Ne kadar kalacaklarını biz bilemiyoruz. İran’da mesela yıllardır duruyorlar ve artık İran onların üzerinde baskı oluşturuyor ama biz baskı yaptığımızda nereye gidecekler?

Bu ya Türkiye içerisinde sıkıntı oluşturacak ya da Avrupa’yla ilişkilerimizi bozacak. Her hâlükârda olumsuz bir senaryo.  

Dolayısıyla bunun en başta önüne geçmek gerek. Yakalanan bu kişiler, doğrudan kendi ülkelerine götürülmek zorunda. Türkiye’nin geçiş güzergahı haline gelmemesi gerekiyor. En baştan bunun tedbiri alınmadığında Türkiye, doğrudan bir geçiş rotası haline gelirse bundan sonra bunun kontrolünü alamayız. Bu noktada İran’la ilişkiler çok önemli. Bu işin koordinasyonunun İran’la yapılması gerekiyor. ABD ve Afgan yetkililerle bu konuda önlem alınması gerekiyor. Ciddi bir riskle karşı karşıyayız.” 

“İSTİKRARSIZLIĞI TETİKLEYEN RUS İŞGALİ, TALİBAN VE ABD” 

Afganistan ve çevredeki ülkeler değerlendirildiğinde, Afgan göçmenler açısından Türkiye’nin gelinebilecek en makul ülke olduğuna işaret eden Terör ve Güvenlik Uzmanı İbrahim Keleş, meselenin arka planına ilişkin şu vurguları yaptı: 

“Bu insanlar, o bölgelerden, kendi yurtlarından boşuna gelmiyorlar. Orada çok rahat yaşadıklarından dolayı buraya turistik geziye de gelmiyorlar. O insanların gelme sebebi yaşadıkları ülkede, kendi vatanlarında yaşama imkânlarının kalmayışı.   

Bir kere Afganistan dediğimiz zaman yakın tarihine bakmak lazım. 1979’da Rusya’nın işgali, maalesef Afganistan’daki siyasi düzeni allak bullak etti. İşgal öncesi siyasi müdahalesi, darbelerin gerçekleşmesi, Afganistan’da var olan düzeni bozmuştu.  

Arkasından da Rus işgalinden sonra Taliban geldi yönetime ve Taliban’ın yönetim tarzı biraz daha farklıydı. Sert ve oradaki insanların hayatlarına doğrudan müdahale eden bir tarzdı. Bunun üzerine Amerika, Taliban’a karşılık müdahale etmek üzere o bölgeye geçti. Fakat Amerika’nın da gittiği ülkelerde yaptığı şuydu: Demokrasi götüreceğim diyerek gittiği tüm ülkeleri berbat etti. Bunun en yakın örneği Irak’tır.  

ABD, orada uzun zamandır kaldı, NATO misyonu çerçevesinde Türkiye de oraya asker gönderdi ama bizim askerimiz orada sıcak çatışmaya girmedi. Fakat Amerika girdi ve orada Taliban’a karşı Afgan hükümetini ayakta tutmaya çalışmakla birlikte maalesef Afganistan’da siyasi düzen, devlet otoritesi kurulamadı

Taliban da gün geçtikçe güçlendi. Amerika artık o bölgede bir şey yapamayacağını gördüğünde geri çekilme kararı verdi. Bunun ardından Afganistan’da artık iller, bölgeler, son bir haftada el değiştirmeye, Taliban’ın kontrolü altına girmeye başladı.” 

“HEDEFLERİ TÜRKİYE’DE KALMAK DEĞİL; AVRUPA’YA GEÇMEK İSTİYORLAR” 

İlerleyen süreçte hem istikrarsızlık hem de küresel iklim değişikliği nedeniyle göç hareketlerinin artacağına dikkat çeken İbrahim Keleş, Afgan göçmenlerin hedefinin Avrupa’ya geçmek olduğuna şu sözlerle işaret etti: 

“Burada Afganistan’la ilgili şu gerçeği söylemek lazım: Afganistan yer altı zenginlikleri olan bir ülke. Amerika o bölgelere boş yere gitmez; mutlaka kendisiyle ilgili bir menfaat vardır o yüzden gitti sanırım beklediğini alamadığı için de oradan ayrıldı.  

Taliban’ın gelmesiyle birlikte insanlar, Taliban’ın geçmişteki yönetiminden de endişe ederek canlarını kurtarmak ve insanca bir hayat yaşamak için Batı’ya doğru göçmeye başladılar. Bu İran’dan başladı, Pakistan’dan geldiler, en sonunda bizim sınırımıza kadar dayandılar.  

Gelecekte de bu küresel ısınmanın getirdiği sıkıntılar yüzünden de yine kuzeye doğru, batıya doğru bir göç beklenmeli. Bu sadece bizim ülkemizle sınırlı değil; Avrupa’ya doğru bir göç hedefi var. Bize de gelebilirler, bizden de geçebilirler.  

Kapımıza, sınırı kadar gelmiş bu sığınmacılar, bunların hedefleri aslında Türkiye’de kalmak değil; Avrupa’ya geçmek istiyorlar.

Daha doğrusu kaybettikleri zenginlikleri, ellerinden alınan siyasi iradeyi, yeraltı zenginliklerini kimler aldıysa o tarafa doğru gitmeye çalışıyorlar. Afrikalılar Fransa’ya gidiyorlar, çünkü onların zenginliklerini Fransa alıyor.  

Görünen o ki bizim kapımıza dayanacaklar. Sayıları ne kadar olur tahmin etmek mümkün değil ama fazla olacağı belli.” 

“YA BARINDIRACAĞIZ YA DA GİTMEK İSTEDİKLERİ YERLERE MÜSAADE EDİLECEK” 

Afgan göçmenlerin durumuna ilişkin Türkiye’nin gerekli tedbirleri alacağına vurgu yapan İbrahim Keleş, şunları söyledi: 

“Türkiye burada iki türlü davranabilir. Biz Avrupa gibi bir ülke değiliz ve bizim medeniyetimiz de buna müsaade etmez. Biz bize muhtaç duruma düşmüş insanlara, kucağında çocuğuyla sınır kapısına dayanmış insanlara bir Macar gazeteci gibi çelme takamayız. Bu bizim insanlığımıza uygun bir şey olmayacaktır.  

O nedenle Türkiye bununla ilgili bir planlama yapacaktır. Bizler sivil vatandaşlar olarak bu gelişmeyi görüyorsak devletimiz de muhakkak görüyor ve tedbirini alıyordur. Onları geçici süre Türkiye’de barındırabilir ya da sınırlarını açarak Avrupa’ya geçişlerine müsaade edebilir. 

Bu aslında çok da yeni bir durum değil. 1980’de de bir kısım Afgan mülteciler Türkiye’ye geldiler. Şu an Van bölgesinde yaşayan Afganlar var. Bunu en az zararla atlatmak gerekecek.  

Şu an içimizde yaşayan Afganlar ekonomiye de katkı sağlıyorlar. Çobanlık, çiftçilik gibi birçok işi onlar yerine getiriyorlar. Sınırları açmıyorum deyip o insanları sınır kapılarında bekletme şansımız da olmayacak. Bunların düzenlenerek, bir planlama dahilinde tarım işçisi olarak değerlendirmesi olabilir ya da Avrupa’ya gitmelerine müsaade edilebilir. Bunu sınır kapımıza dayanan mülteci sayısının kalabalıklığıyla paralel düşünmek lazım.  

Nihayetinde Anadolu coğrafyası tarihten bugüne hep böyle göçlere maruz kalmış bir coğrafya.

Bugün Afganlar, dün Suriyeliler, daha öncesinde Balkanlar’dan, Kırım’dan, Ahıska’dan gelen insanlarımız oldu. Maalesef bundan kaçma şansımız yok. Akıllıca bir çözümle bu insanları ya barındıracağız ya da gitmek istedikleri yere müsaade edilecek ve oralara gidecekler.“ 

KAYNAK: HABER7